SÖZLEŞME YÖNETİMİ

Sözleşme yönetimi, özellikle hukuk ile ilişkisi olan noktalarda, derin bir uzmanlık alanıdır. Kanunlar, ICC, uluslararası iş hukuku gibi alanlarda yorumu ilgili mevzuatın içinde ömrünü geçiren uzmanlara bırakmalısınız.

 

Ancak bu uzmanlığı firmalarda "sözleşme yönetimi" veya "hukuk müşavirliği" bölümlerinde çalışan yöneticilerine emanet etsek de, Sözleşme Yönetimi geneli itibarıyla savunma sektöründe çalışan pek çok kişinin direkt veya dolaylı olarak bir gün dahil olacağı ve bu sebeple giriş seviyesinden itibaren bilgi edinmesi gereken ortak bir bilgi alanıdır.  Okuduğunuzu bir miktar anlamanız, yorumlayabilmeniz, son kararı bu işin uzmanlarıyla istişare içinde yapmanız kaydıyla faydalı olacaktır.

Sözleşme -basit olarak- ana kurallar, şartlar, hükümler setidir.

Bir şirket, ana yüklenici olarak SSB veya alt yüklenici olarak diğer bir savunma şirketiyle sözleşme imzaladıysa, taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen temel doküman artık sadece sözleşme ve söz konusu sözleşmenin referans verdiği diğer mevzuat veya dokümanlar olacaktır. 

Sözleşmeler sadece SSB ile imzalanan metinlerden ibaret değildir. Bir firmayı kanun karşısında bağlayan her belge, Sözleşme Yönetimi kapsamına girme potansiyeline sahiptir. Bu çerçevede, ana yüklenici sözleşmeleri, alt yüklenici sözleşmeleri, protokoller, iş akitleri, mutabakat metinleri, gizlilik ve bilgi değişimi anlaşmaları, şartnameler ve taraflarca imzalanmış önemli toplantılara ait tutanaklar, proje test prosedür ve raporları, bazen müşteriye gönderdiğiniz bir yazı, noter ihtarnameleri ve daha niceleri Sözleşme Yönetimi alanına girer.

Bazı firmalarda Sözleşme Yönetimi ve Hukuk Müşavirliği gibi birbirinden farklı birimler mevcuttur ancak her firmada, özellikle de girişimci firmalarda, start-up’larda, bir kısım kobi ölçeğindeki firmalarda sözleşme yönetimi ve hukuk için ayrı birimler yoktur. Hatta bir kısmında ne sözleşme yönetimi ne de hukuk müşavirliği mevcut değildir ve sözleşme yönetimi şirket sahipleri ve genel müdür seviyesindeki yöneticiler tarafından, kritik konularda danışmanlık hizmeti alınan bir hukuk bürosu danışmanlığıyla yürütülür.

Hukuk, deliller üzerinden işletilen bir haklılık mücadelesidir. Resmi yazışmalar, usulüne uygun yapılan sözleşmeler, taraflarca imzalanmış olan toplantı tutanakları ve sözleşme çerçevesinde yürütülen bir projede üretilen tüm belgeler bir gün delil teşkil edebilecek hale gelebilir. Başınız dara düştüğünde, “ben böyle demiştim”, “o öyle mesaj atmıştı” gibi sözle ve resmi yollar dışında ifade edilen her şey uçup gidecektir. 

Sözleşme yönetimi kapsamına giren temel belgelerle, giriş seviyesinde farkındalık yaratmak amacıyla aşağıdaki hususlara değineceğiz:

  • Ana Yüklenici Sözleşmeleri

  • Alt Yüklenici Sözleşmeleri

  • Bilgi Değişimi ve Gizlilik Anlaşmaları

 

Ana Yüklenici Sözleşmeleri

 

Bir Sözleşme hangi şart ve hükümleri içerir?

 

Öncelikle, geleneksel bir Ana Yüklenici Sözleşmesinde yer alan paragraflara alfabetik sıra ile bakalım: (Bir sözleşmenin paragrafları bunlarla sınırlı değildir, ihtiyaca göre başka şart ve hükümler eklenebilir/çıkartılabilir ancak genellikle pek çok Sözleşmede yer alan ortak paragraflar aşağıda listelenmiştir.)

  • Bedel

  • Bildirimler

  • Devir

  • Devlet Malı Malzeme/Teçhizat/Veri

  • Dil

  • Feragat

  • Fesih

  • Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları

  • Garanti

  • Kabuller

  • Kamunun Bilgilendirilmesi

  • Kapsam

  • Kayıtların Saklanması

  • Masraflar ve Muafiyetler

  • Mücbir Sebepler

  • Mülkiyet ve Risk

  • Ödemeler

  • Öncelik

  • Savunma Sanayii Güvenliği ile ilgili Hususlar

  • Sorumluluklar

  • Sözleşmenin tabi olduğu hukuk

  • Süre

  • Tanımlar ve Kısaltmalar

  • Taraflar

  • Teminatlar

  • Uyuşmazlıkların Çözümü

  • Yeni Malzeme

  • Yürürlük

  • Sözleşmenin ekleri

 

Bunlardan birkaç önemli maddeye biraz daha ayrıntılı bakalım:

 

Bildirimler

 

Bildirimlerle ilgili dikkat edilmesi gereken nokta, işler sarpa sarınca, hangi yazının nereye gittiğinin, hangi usulle bildirildiğinin önem kazanmasıdır. İşlerin normal akışında whatsapp’tan yapılan yazışmaların, hatta e-posta yazışmalarının günü geldiğinde bir hükmünün olmadığı bilinmelidir. Pratikte her şey resmi kanallardan iletilemese de önemli konuların resmi kanallardan iletilmesi, hatta riskli alanlarda yapılan yazışmaların mutlaka sözleşme yönetimi veya hukuk müşavirliği ile koordine edilerek yapılması gereklidir.

E-postalarla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, firmaların tüm kurumsal e-postalarının sonuna ekledikleri beyanlardır. Dikkat ettiğinizde, e-posta yazışmalarının altındaki beyanlarda, e-postanın kurumsal bağlayıcılığı olmadığına dair ifadeler mevcut olduğu görülebilecektir. 

İşin özeti, özellikle lehinize olan durumlarda resmi bildirimlerin, sözleşmede tanımlanmış resmi yollarla yapılması gerektiğidir.

 

Önemli olan, Sözleşme'de "Bildirim" maddesinde yer alan resmi bildirim kanalının ne olduğudur. Sözleşme, e-postayı resmi bildirim kanalı olarak kabul etmişse, e-posta da geçerlidir.

 

Ancak "ben çok resmi çalışıyorum, dikkatli ve titizim diye herşey resmi kanallardan da iletilmez. Önemli ile önemsizi ayırıp, özellikle ihtilaflar, ödemeler, kabul ve benzeri önemli hususlar için sözleşmede belirlenmiş resmi kanallar kullanılmalıdır.

Fesih

 

Gündeme geldiğinde çok kritik bir maddedir. Bir Sözleşme feshedilir mi demeyelim, sektörde büyük projeler dahil çok fesih örneği mevcuttur. Sözleşmelerde ayrıntılı olarak tanımlanan, sebepleri ve sonuçları belirlenmiş olan fesih maddesinin bilinmesi ve en kötü güne yönelik senaryonun özellikle bir sözleşmenin imzası aşamasında dikkatlice gözden geçirilerek yapılandırılması gereklidir.  

Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları (FSMH)

 

5846 ve 6769 sayılı kanunlar çerçevesinde, geliştirilen bir sistemin mülkiyetinin kime ait olduğu firmalar açısından önemli ticari konulardan biridir. Bir sistemin geliştirilmesinde, geliştirme maliyetleri SSB tarafından ödenmişse, yani firma sistemi SSB maddi kaynakları ile geliştirdiyse, ortaya çıkan sistemin mülkiyeti firmaya değil, SSB'ye aittir. Sistemin sahibi SSB'dir. Firma, bir sistemi tamamen kendi öz kaynaklarıyla geliştirip SSB'ye satarsa, o durumda mülkiyet firmaya aittir. Türkiye’de geliştirilen sistemlerin büyük çoğunluğunun FSMH açısından sahibi SSB'dir.

Kamunun Bilgilendirilmesi

 

Askeri projelerde, kamunun bilgilendirilmesine yönelik kısıtlar söz konusu olabilir. Firmalar, yazılı izin almak kaydıyla kamu ile bilgi paylaşabilirler. Söz konusu istisnalar haricinde kamunun bilgilendirilmesi görevi genellikle SSB yetkisindedir. Bu sebeple, kamunun bilgilendirilmesinin SSB ön iznine tabi olduğu sözleşmelerde, ilgili sözleşme maddesinin kime ne yetki verdiğinin bilinmemesi halinde, sosyal medyada veya bir başka mecrada, kurumsal olarak veya bir firma çalışanının bireysel paylaşımı ile sözleşmeye aykırı durum yaratılabilir. Neyin nasıl kamuyla paylaşabilineceğinin çerçevesi ilgili sözleşmede Kamunun Bilgilendirilmesi maddesi altında belirtilir. Kurumsal İletişim alanında çalışanların, proje yöneticilerinin hatta bazı özel durumlarda diğer çalışanların söz konusu kısıtlar hakkında bilgilendirilmesi gerekebilir.

 

Mücbir Sebepler

 

Mücbir sebepler, hayatın normal akışını değiştiren ve işin yapılmasına engel olan durumlarda; sel, yangın, deprem, salgın, harp, ayaklanma, terör olayları vb. hallerde işin nasıl yürütüleceğini açıklayan kısımdır.  Sonuçları sözleşmenin feshine kadar gidebilen söz konusu "normal dışı" olayların mevcudiyeti durumunda taraflar arasındaki yükümlülükleri düzenler. Burada dikkat edilmesi gereken, mücbir sebep halinin varlığının firma beyanı ile kabul edilemeyeceğidir. Her mücbir sebep beyanı, sadece ve sadece sözleşmenin devlet tarafını temsil eden kurumca onaylandığında resmiyet kazanır. Devlet, firmaların mücbir sebep beyanını destekleyen resmi delilleri talep edebilir. Bu şekilde, tek taraflı olarak, firma beyanları üzerinden firmaların devlete karşı haksız menfaat elde etmesinin de önüne geçilir.

Öncelik

Sözleşme, tüm ekleri ile bir bütündür ve Sözleşme’nin ekleri onlarca ek ve lahikadan oluşabilir. Aynı konuya yönelik olarak sözleşmenin bir ekinde yer alan ifade, diğer bir ekinde yazılı ifade ile çelişki doğuruyorsa, yani benzer olduğu düşünülen ifadeler yorumlandığında farklı anlamlar çıkartılırsa, hangi ekteki ifadenin dikkate alınacağı yani yorumlarken öncelik sahibi olacağı bu sözleşme maddesinde belirlenir. 

Farazi olarak, öncelik sırasının aşağıdaki şekilde belirlenmiş olsun:

  • Sözleşme ana metni (Sözleşme Şart ve Hükümler),

  • Teknik İsterler,

  • İş Tanımı,

  • Diğer ekler,

  • Standart ve referans dokümanlar

 

Bu örneğe bakarsak, teknik isterlerde yer alan bir özellik, herhangi bir standart doküman ile çelişki yaratıyorsa, dikkate alınacak olan teknik isterlerde ne yazdığı olacaktır, çünkü örneğimizde teknik isterler dokümanı, öncelik olarak standartlardan daha yüksek önceliğe sahiptir.

Sorumluluklar

 

Firmalar, yüklendikleri iş ile ilgili olarak, hemen hemen her şeyden sorumlu tutulurlar. Kusurlu bir tasarım, kusurlu bir malzeme kullanımı, kötü işçilik, üretim hataları, hatalı eğitim içeriği, hatalı veya eksik dokümantasyon, SSB veya son kullanıcıyı can ve mal dahil herhangi bir zarara uğratırsa sorumlusu firmadır. Teslim etmiş olduğunuz bir sistem, diyelim ki üç yıldır bir uçak üzerinde HvKK.lığı tarafından kullanılıyor. Eğer sizin geliştirip teslim ettiğiniz sistem sebebiyle mala veya cana bir zarar gelirse hem maddi hem de hukuki olarak sorumlusu firma olabilir. 

Sözleşmenin Tabi Olduğu hukuk

 

Yerli bir firmanın SSB.lığı ile imzaladığı bir sözleşme, doğal olarak T.C. kanunlarına tabidir. Yani Sözleşme, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, İş Kanunu gibi Türk Hukuk sistemindeki ilgili kanunlar çerçevesinde yürütülür.

Ancak uluslararası sözleşmelerde durum değişir. Genellikle, anlaşmazlıkların çözümünde tahkim için klasikleşmiş yerlerden biri iccwbo.org Uluslararası Ticaret Örgütü – Cenevre’dir.

Sözleşmenin tabi olduğu hukuk, uluslararası sözleşmelerde karşılaşılan ihtilafların çözümünde bir firmanın kaderini değiştirebilecek öneme sahiptir. Farklı ülkelerin hukuk sistemlerindeki yorumlar, Türkiye'de mevcut hukuk sisteminden büyük farklar arz edebilir. Giriş seviyesi için ayrıntılı bir konu olması sebebiyle, sadece farkındalık için belirtmiş olduğum bu hususu bu noktada daha da detaylandırmayacağım. Ancak İngiliz ekolü, Alman ekolü ve diğer hukuk ekolleri arasında önemli farklar olduğu hatırlanmalıdır.

Tanımlar ve Kısaltmalar

 

Tanımlar ve kısaltmalar çok önemlidir. Standart hale gelmiş bir kısaltma veya tanıma, imzaladığınız sözleşmede genellikle bilinenden farklı anlamlar yüklenmiş olabilir. Biraz uç bir örnek olsa da çok ekiden sektörde yaşanmış bir olayı aktarayım.

Sektördeki birine FAT ne demektir diye sorarsanız, "Factory Acceptance Test" yani bir ürünün üretici tesislerinde; fabrikasında yapılan ve müşterinin katılarak onay verdiği bir kabul testi olduğunu söyler.

20+ yıl önce, çok büyük uluslararası bir firmanın Türkiye’de imzaladığı bir sözleşmenin kısaltmalar bölümünde FAT yer almıyor ama sözleşmede her yerde FAT kısaltması geçiyordu. Herkes, FAT zaten Factory Acceptance Test’tir diye kabul ettiğinden kısaltmalardaki eksiklik fark edilmemişti. Proje başladı, vakit geçti, Türk tarafı fabrika kabul testleri için yabancı firmadan davet bekliyordu ancak ortada bir davet falan yoktu. Türk tarafı sürekli gündeme getiriyor ancak firma yanıt vermiyordu. Sonra bir gün yabancı firma, fabrika kabul testini kendi başına yaptığını ve sistemi sevk etmeye hazır olduğunu bildiren bir yazı gönderdi. Bunun üzerine Türk tarafı bir yazı yazdı ve kendilerinin katılımıyla fabrika kabul testi yapılmadan, firmanın kendi kendine yaptığı bir fabrika kabul testinin geçerli olmayacağını bildirdi. Karşıdan gelen cevap şöyleydi: "FAT, “Field Acceptance Test” demektir. Biz fabrikamızda herhangi bir kabul faaliyeti yapmayacağız, sistemi Türkiye’ye gönderip, orada Saha Kabul Testi yapacağız."

Basiretli tacir "prudent merchant" sıfatı taşıyan bir firmanın yapmasını beklemediğiniz bu ve benzeri kötü örneklerle  zaman zaman karşılaşılabilmektedir. Bu sebeple bir sözleşmenin "kısaltmalar" ve "tanımlar" kısmı tüm sözleşme metnine etkisi sebebiyle dikkatle gözden geçirilmelidir. 

Yeni Malzeme

Yeni malzeme maddesi sorun teşkil etme potansiyeli olan maddelerden biridir.

 

Şöyle ki, bir firmanın geliştirdiği bir sistemin içinde kullanılmış her parça, modül, bileşen gibi bilumum malzemenin , SSB'ye kabul ile teslim edildiği tarih itibarıyla yeni parçalardan oluşması gerekir. Yani yeni malzeme demek gerçekten “yeni” malzeme demektir. Diğer bir deyişle, daha önce başka bir yerde kullanılmış, arızalanıp tamir görmüş, bakım görmüş bir parça yeni malzeme gibi kullanılmamalı veya teslim edilmemelidir. 

Ancak her malzemenin bir raf ömrü vardır. 2 yıl sonra müşteriye teslim edeceğiniz bir sistem için malzemelerin hepsini ilk gün satın alırsanız, teslimat gününde tüm malzemeler raf ömürlerinin 2 yılını tüketmiş olur. Malzemenin sizin satın aldığınız üreticisinde de raf ömrünün bir kısmını doldurmuş olabileceğini düşünün; böyle bir durumda SSB’ye verdiğiniz sistem içindeki malzemelerin bir kısmının raf ömürleri bitmiş bile olabilir. İşte “yeni malzeme” şartı ile sözleşmede bu durumun önüne geçilir. Malzemelerin teslimat tarihinde raf ömrünün ne kadarını doldurduğuna izin verildiği sözleşmede yer alır.

Diyelim ki bir malzemenin raf ömrü yok. Fark etmez. Yeni malzeme bu tür durumlara da bir açıklık getirir. Malzemenin imalat tarihi için bir kısıt getirir. Yani raf ömrü olmasa da malzemeyi satın aldığınız üreticinin -örneğin- 3 yıl önce ürettiği bir malzemeyi sistem içinde kullanmanıza mâni olur. Bu sürenin ne kadar olduğu da ilgili sözleşmede yeni malzeme maddesi altında tanımlanır.

Diğer bazı hususları da düzenleyen yeni malzeme şart ve hükümleri, satın alma, malzeme planlama, üretim, kalite, proje yönetimi ve mühendislik dahil, tüm birimlerin bilmesi gereken şartlar içerir.

Alt Yüklenici Sözleşmeleri

 

Önce, ana yüklenici, alt yüklenici ilişkisini örnek bir şemayla açıklayalım:

“A firması, SSB ile “X” sistemi için bir sözleşme imzalamış olsun. B, C, D firmaları da “A” firmasının SSB’ye karşı yükümlülük altına girdiği işin bir kısmını yapmak üzere “A” firması ile sözleşme imzalamış olsun. Bu durumda, “A” firmasına Ana Yüklenici, “A” firmasının SSB ile arasındaki sözleşmeye Ana Sözleşme veya Ana Yüklenici Sözleşmesi adı verilir. B, C ve D firmaları da “A” firmasının alt yüklenicileri olarak adlandırılırlar. B, C ve D firmalarının A firmasıyla imzalamış oldukları sözleşmelere ise Alt Sözleşme veya Alt Yüklenici Sözleşmeleri adı verilir.

 

 

Hemen hemen her firma, bazen ana yüklenici, bazen de alt yüklenici pozisyonunda iş yapar. Büyük projelerde, alt yüklenici sayısı çok olur. Bazı programlarda, altındaki beher proje için farklı alt yüklenici olabilir. Bu ilişki yumağı büyüdükçe riskler de artar.

 

Bir alt yüklenicinin yüklendiği işi yapamaması veya en azından zamanında yapamaması, zincirleme olumsuzlukları tetikler.

 

Bir uçak projesini düşünelim. Uçağın üzerindeki pek çok sistem için birden çok alt yüklenici olacaktır. Örneğin, radarı bir firma, elektronik harp sistemini diğer bir firma, aviyonikleri bir başka firma derken, bir kısmı sıfırdan geliştirilen özgün sistemler, bir kısmı rafta hazır satın alınan sistemler, bir kısmı yerli firma, bir kısmı yabancı firma, 40-50 firmalık, 100-150 firmalık, 1000+ firmalık (bir uçak üreticisinin, onaylı tedarikçi firma listesi düşünün!) alt yüklenici ve tedarikçi ağları ortaya çıkar. Tüm bu firmaların senkronize şekilde, aynı hedefe yönelik yönetilmesi oldukça güç bir iştir. Ortaya çıkan olumsuzlukların bir kısmı da ne firmanın ne de devletin kontrolünde olmayabilir. Onlarca yıl sürebilen bu tür büyük projelerde gecikmeler, ihtilaflar, ticari riskler kaçınılmaz olarak mevcuttur.

Bu sebeple, büyük platform projeleri veya sistem projeleri zaman zaman gecikmelere maruz kalırlar. Bu tür gecikmeler ABD, Almanya, İngiltere dahil tüm ülkelerde karşılaşılan bir durumdur ve savunma projelerinin teknolojinin sınırlarını zorlayan, karmaşık yapısının bir sonucudur. 

Örneğin, 55 ayda tamamlanmış olması planlanmış olan Global Hawk projesi 125 ayda tamamlanabilmiştir.

2015 yılında ABD Savunma Bakanlığının yönettiği tüm projelerin ortalama gecikmesi 29,5 aydır. Söz konusu projelerin bütçe aşım oranları %48 olarak gerçekleşmiştir.

Bir proje, ana yüklenici veya alt yüklenici tarafında, genellikle aşağıdaki sebeplerden dolayı gecikebilir:

  • Yeni teknolojilerin getirdiği teknolojik risk

  • Nitelikli insan kaynağı sayısının kısıtlı olması

  • Malzeme tedarikinde karşılaşılan sorunlar

  • Proje süreci içinde değişen teknik isterler

  • İdari/Mevzuat kaynaklı sorunlar

  • Çok başlı karar mekanizmaları

 

Gecikmeleri tetikleyen başka sebepler de mevcuttur. Hatta, her türlü şartın uygun olduğu bir ortamda bile, sadece yönetim zafiyeti sebebiyle de işler gecikebilir.

Zaman eksenindeki her gecikmenin olumsuz ve çoğunlukla maddi yönü de olan bir karşılığı vardır. Ticari firmaların ontolojik olarak öncül hedeflerinin kâr etmek olduğu düşünüldüğünde, her gecikme, şirketin kasasından buharlaşan maddi kaynak anlamına gelir. 

 

ABD’de yapılan ayrıntılı bir çalışmada, aşağıdaki çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır:

1) Savunma projelerinde, teknik isterlerde azaltmaya gidilmesi zorunda kalınan projelerin süreleri %40 artarken, AR-GE maliyetlerindeki artış %80 mertebelerinde olmuştur: İlk bakışta teknik ister azalınca nasıl gecikme olur, nasıl maliyet artar diye düşünebilirsiniz. Ancak şöyle ki, bir teknik isterin azaltılması, iptal edilmesi veya müşterinin vaz geçmek zorunda kalması demek, aslında firmanın önce orijinal teknik istere ulaşmak için çalıştığı, başarısız olduğu ve sözleşme değişikliği süreci ve bitmek bilmeyen pazarlıklarla müşterisiyle mutabakata vardığı bir sürece işaret eder. Dolayısıyla, firma bir taraftan gecikme yaşarken, diğer taraftan da orijinal teknik istere ulaşamayıp pes etmeden önce kim bilir kaç alternatif tasarım yapıp denemiş ve AR-GE maliyetlerini arttırmıştır.

2) Savunma projelerinde, teknik isterlere yeni ister eklenen veya sözleşmede mevcut bir teknik isterin değiştirilerek zorlaştırıldığı projelerde proje süresi %27 artarken, AR-GE maliyetlerindeki artış %75 olmuştur: Bu kolay anlaşılır bir durum. 

3) Savunma projelerinde, teknik isterlerde hiçbir değişiklik yapılmayan projelerde Projesi süresi %8 artarken, proje AR-GE maliyetleri %18 artmıştır: İncelenen projelerde pek çok farklı sebepten kaynaklı gecikme ve maliyet artışlarının ortalamasıdır. Demek ki, teknik isterlere dokunulmasa bile, projeler gecikebilir ve ön görülen bütçe içinde tamamlanamayabilir.

Alt yüklenicilerin sebep olabileceği riskleri asgari seviyede tutmak amacıyla, aşağıdaki önlemler alınabilir:

1) Alt yüklenicinin teknik kabiliyetleri ciddi ve objektif değerlendirilmelidir: Alt yükleniciye verilecek iş, teknik imkân ve kabiliyetlerinin üzerinde ise verilmemelidir. Bu tür teknik değerlendirmeleri içeren alt yüklenici değerlendirme sistemleri son yıllarda savunma sektöründe faaliyet gösteren firmalarımız tarafından etkin ve yaygın olarak uygulanmaya başlamıştır.

2) Teknik İsterler geriye dönülmez bir noktada dondurulmalı ve bir daha değiştirilmemelidir: Her ne kadar teoride Sistem Gereksinim Analizi sonrasında isterler dondurulsa da pratikte bu böyle olmaz ve ilk (ön) tasarım, kritik tasarım ve hatta pilot/prototip sistem faaliyetleri tamamlandıktan sonra bile teknik isterlerde değişikliğe gidilmek zorunda kalınabilir. 

3) Karar mekanizmaları hızlandırılmalıdır: Projelerde genellikle objektif olarak ölçülemeyen ancak proje performansını ciddi menfi etkileyebilen performans kriterlerinden biri kararın ne kadar hızlı alınabildiğinin ölçümüdür. İster ana yüklenici tarafında ister alt yüklenici tarafında olsun, zamanında alınmayan her karar olumsuz bir etkiyi hazırlayacaktır; unutulmamalıdır. 

Bilgi Değişimi ve Gizlilik Anlaşmaları

 

Firmalar, herhangi bir ihale veya proje kapsamında birbirleriyle rekabetleri açısından kritik konuları paylaşmadan önce, Bilgi Değişimi ve Gizlilik Anlaşmaları imzalarlar. Sektörde bazen direkt İngilizce karşılığı olan NDA (Non-Disclosure Agreement) olarak da kullanılır.

Savunma sanayii ana yüklenici alt yüklenici ilişkisi